İşletmeci mantığıyla mücadele yürümüyor

isletmeci-mantigiyla

Prof. Dr. Zehra Arıkan, uyuşturucu ile mücadele konusunda Türkiye’deki birkaç otoriteden biri. 25 yıldır bu alanda gönüllü olarak çalışan Arıkan’ın anlattıkları, gençliğin uyuşturucuya nasıl da teslim edildiğini gözler önüne seriyor.

Gazi Üniversitesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Bağımlılık Ünitesi Sorumlusu Prof. Dr. Zehra Arıkan, uyuşturucu ile mücadele konusunda Türkiye’de akla ilk gelen isimlerden. Yaklaşık 25 yıldır bu alanda gönüllü olarak çalışıyor. AMATEM’lerin kuruluşuna şahitlik etmiş, 1980’lerin ikinci yarısından itibaren Alkol ve Madde Bağımlılığı Danışma Üst Kurulu’nda görev yapmaya başlamış. Dolayısıyla, devletin uyuşturucu ile mücadele politikasını en iyi bilenlerden. Uyuşturucu ile mücadele etmek için İngiltere, ABD, Almanya ve Hollanda örnekleri incelenerek oluşturulan AMATEM’ler, günümüzde iş yapamaz hâle geldi. AMATEM’lerin niçin bu hâle geldiğini, son 10 yılda uyuşturucu kullanımının neden katlanarak arttığını, bu alanda ne gibi önlemler alınması gerektiğini Zehra Arıkan ile konuştuk.

-Sentetik kannabinoid (bonzai) tehlikesi 2010’dan bu yana âdeta göstere göstere geldi. Konunun uzmanı olarak, ortaya çıkan tablo sizi de ürkütüyor mu?

Tabii ki. Bu madde 2004’te piyasaya ‘yasal kafa yapıcı’ olarak sunuldu. İnternetten çok kolay alabiliyordunuz. ‘Yasal’ diye sunulması, insanların merakını cezbetti. 2010’da Avrupa’da bu maddenin ciddi tehlikelere gebe olduğu anlaşıldı. Erken uyarı sistemiyle bu madde yasaklandı. Türkiye’de de bu maddeler yasak kapsamına alındı fakat tacirler boşluktan faydalanmak için uyuşturucunun türevlerini üretti. Bize gelen hastaların çoğu, “Hocam, bu bir şey yapmıyormuş, onun için kullanıyorduk.” diyor. Nasıl ki “Esrar ottur, zararı yoktur.” deniyor, onun gibi. Bu yanlış inanç kolay kolay zihinlerden çıkmıyor. Sentetik uyuşturucu, kalp ve solunum sistemi üzerine büyük bir yük bindiriyor. Sokak ölümleri de bundan kaynaklanıyor. Sokakta ölenler, buz dağının görünen kısmı. Bir de kliniğe gelenler var. 2012’de TUBİM’de (Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi) bir araştırma yaptık. Tüm Türkiye’de 15-65 yaş arası popülasyonu inceledik. Yüzde 2,7 madde kullanımı çıktı. Bu, yüksek bir rakam. Daha önceki araştırmalarımız 1,7’lerdeydi. Eskiden, uyuşturucu kullanımının bir seyri vardı. Önce sigara sonra esrar ve arkasından diğer maddeler gelirdi. Şimdi gençler, direkt sentetik uyuşturucuya başlıyor. Bu, şunu gösteriyor: Türkiye eskiden bir geçiş ülkesiydi ama şu an hedef ülke konumunda. Mesela şu an kliniğe gelen hastalara baktığımızda yoğun bir eroin ve sentetik uyuşturucu kullanımı var.

isletmeci-mantigiyla2

uyusturucu

-Uyuşturucu tacirlerinin Türkiye’yi hedef ülke seçmesinin dışında ne gibi faktörler var kullanımı artıran?

Bizim koruyucu şartlarımız da çok değişti. Eskiden uyuşturucu çok düşük ücretlere satılmazdı ama şu an çok düşük ücretlere satılıyor. Eskiden mahallelerde ‘ağır abi’ denen kişiler esrar içerdi fakat gençlere bunu içirmezlerdi. Şimdi 10 yaşındaki çocuklar bile gidip bonzai satın alabiliyor. Bir de bütün maddeler, sosyo-ekonomik olarak geri kalmış mahallelerde tüketiliyor. Mesela Ankara’da Çinçin Bağları ve Altındağ’da hem satışı hem de kullanımı yaygın. Demek ki bir miktar ekonomik zorluklar da uyuşturucu kullanımına yol açıyor. Bunu göz ardı etmemek gerekiyor. Türkiye, ekonomisiyle büyüyen bir ülke ama istatistikler bize orta sınıfın ortadan kalktığını, işsizliğin arttığını gösteriyor.

-Toplumda çok ciddi bir ahlaki çöküntü var. Uyuşturucu kullanımının artması, kadın cinayetleri, tüketim çılgınlığı…

Ben, Türkiye’nin muhafazakârlaştığını düşünmüyorum. Türkiye, muhafazakârlığı kamuflaj gibi ele aldı. Ayrıca eğer mesele muhafazakârlıksa biz uyuşturucu kullanımını muhafazakâr ülkelerde daha çok görüyoruz. Mesela İran, eroinin, afyonun çok kullanıldığı ülkelerden. Orada her mahallede tedavi edici üniteler var. Suudi Arabistan, dünya üzerindeki en büyük bağımlılık kliniklerine sahip. Yasaklar hiçbir zaman uyuşturucu kullanımını azaltmıyor. Türkiye’de alkol ile ilgili yasalar çıkarıldı. Bunlar olumlu ama diğer taraftan esrar kullanımı arttı. Bize gelen hastalar, “Alkol kokuyor ama esrar kokmuyor hocam.” diyor. O zaman biz göstermelik muhafazakârız demektir. Ne yapıyoruz, alkol kokuyor diye gizli gizli esrar içiyoruz. Ankara’nın muhafazakâr olarak düşündüğümüz mahallelerinden alkol bağımlısı az geliyor ama madde bağımlısı çok fazla geliyor.

-Esrar kullanımında da bir artış oldu mu son dönemlerde?

Esrar kullanımı hep ilk sıradaydı, hâlâ da ilk sırada. Esrarla ilgili yanlış inanışlar var. Hastalar “Hocam, ben kimyasal kullanmıyorum, doğal kullanıyorum.” diyor. “Ottur, zararı yoktur.” deniyor halk arasında.

-Gerçekten de doğal değil mi esrar?isletmeci-mantigiyla3

Hayır, öyle değil. Esrarın bağımlılık yaptığını ilk tespit eden bir Türk’tür. Farmakolog Kaymakçalan Hoca (Prof. Dr. Şükrü Kaymakçalan), maymunlar üzerinde esrarın nasıl da bağımlılık yaptığını tespit etmiştir. Ayrıca esrar bir geçiş maddesidir. Siz esrar kullanıyorsanız, yasa dışı bir madde kullandınız demektir. Bundan sonra deliş daha kolay olur. Esrar kullanılan ortamlarda diğer maddeler de sunuluyor. Siz eğer esrar almışsanız ve kafanız iyiyse size verilenin ne olduğunu değerlendirmeden kullanırsınız. Bütün hastalarımız, “Esrar kullanmasaydım eroin de kullanmazdım.” diyor.

-Ankara bürokrasinin kalbi. Bürokratların çocukları da muzdarip mi uyuşturucudan?

Yapılan çalışmalar, madde ile tanışmanın 15-22 yaş arasında olduğunu gösteriyor. Bu dönem, ergenlik dönemi. Gençlerin bireyselleştiği bir dönem. Fırtınalı duygular yaşanır, başkaları tarafından kabul görmek isterler. Enerjileri çoktur ve nasıl harcayacaklarını bilemeyebilirler. O sebeple, ister bürokratın olsun ister fakirin ister zenginin, çocuklarımız bu tehlike ile karşı karşıya gelebilir.

-Ankara’nın hasta profili nasıl? Uyuşturucu kullanımı daha mı düşük, memur şehri olduğu için?

Son beş yıldır büyük bir değişim oldu. Vakalar daha fazla geliyor. Önceleri Ankara’da eroin satılmazdı. Eroin kullanan hastalarımız uyuşturucu almak için ya kıyı şehirlere ya da İstanbul’a giderdi. Ama son beş yıldır Ankara’da da madde satılıyor ve inanılmaz bir artış var. Gelen hastalar çok genç. 16 yaş altı çocuklar geliyor. Bunlara ilaç bile veremiyoruz, yaşları küçük olduğu için. Herhâlde salgın oldu diyoruz biz meslektaşlarımız arasında. Bazı hastalarımız, “Kendi maddemi temin etmek için başkalarına da satmak zorunda kaldım.” diyor. Bir mahallede bir madde kullanan varsa başkalarına da bulaşır. Bu bir halk sağlığı meselesi.

 

isletmeci-mantigiyla4

-Türkiye, uyuşturucu ile mücadelede dünyada nasıl bir konuma sahip?

Bizim mücadelemiz pek yok. Mücadele etmek için gayretlerimiz var. Daha önce ulusal bir politika belirlenmişti ama şu an bunun uygulamaya geçmediğini görüyoruz. İllerdeki uyuşturucu toplantılarına ben de katılıyorum. Her iki toplantıda bir illerin sorumlu kişisi değişiyor. Orada bir süreklilik olmuyor. Bunu bu şekilde yapamazsınız, yürütemezsiniz. Bağımlılıkta en önemlisi gönüllülük esasıdır. İkincisi süreklilik, üçüncüsü ise bir ulusal politikanız olacak. Mesela, Kaçakçılık Dairesi’ne bağlı TUBİM, bu konuda koordinatör olarak çalışıyordu. Birkaç ay önce TUBİM’in işlevsiz hâle geldiğini öğrendim.

-17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrası dağıtıldı TUBİM…

TUBİM, uyuşturucu meselesine uzun süredir kafa yoruyordu. Avrupa Birliği ile iyi ilişkileri vardı, dünya üzerinde faaliyet gösteren gençlik teşkilatları ile ilişkileri vardı. Şu an TUBİM’in yetkilerini Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na devrettiler. Ama bunlar uyuşturucu meselesine çalışmadı ki. Burada eksiklerin olduğunu düşünüyorum.

-Polis tasfiyelerinin sonuçları sahaya yansıdı mı?isletmeci-mantigiyla5

öyle yansıyor: TUBİM’de çalışan insanların başka yerlere gönderildiğini öğrendik. Burada çalışan insanların büyük bir kısmı doktora yapıyordu. Bu konuda iyi bilgilenmişlerdi. Özellikle narkotikteki polislerin hemen hepsi uyuşturucu ve bağımlılıkla ilgili iyi bir eğitim alıyor, doğru bilgilerle donatılıyordu. Bunlarla ilgili bir sekteye uğrama oldu. Bir de Millî Eğitim Bakanlığı kendini kapattı. Ne yapıyor, ne ediyor, hangi konuda nasıl bir müfredat yapacaklar hiçbir bilgimiz yok. Okulların hiçbirinde faaliyet gösterilmedi. Hâlbuki koruma-önleme yapılacaksa temel yerlerden biri Millî Eğitim olmalı. Bu konuda Millî Eğitim Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı iyi bir ilişki kuramadı. Millî Eğitim’de sık sık bakan değişmesinin bir etkisi olabilir bunda.

DENETİMLİ SERBESTLİK YANLIŞ UYGULANIYOR

-Siz Türkiye’deki AMATEM’lerin kurucuları arasındasınız. Uyuşturucu ölümleri sizi daha mı fazla etkiliyor? Bir şeyler yapamamanın acısını hissediyor musunuz?

Büyük bir hayal kırıklığım var. Şu an Türkiye koruma-önleme faaliyeti yapamıyor. Bu beni çok üzüyor. Bölge bölge iyi işler görüyorum. Mesela Siirt’te bir komiser yardımcısı çok güzel işler yapıyordu. Bir akademi kurmuşlardı. Polisler, din görevlileri, hekimler burada ders veriyordu. Bağlama ve gitar kursları vardı. Gençler burada spor yapabiliyordu. Bilgisayar oynamak için günde bir saat kitap okumak zorundalardı. Burada herkes gönüllülük esasına göre çalışıyordu. Bu son süreçte ne oldu bilemiyorum. Böyle projeleri çoğaltmak gerekiyor. Bunları görünce inanılmaz haz alıyorum. Biz, AMATEM’leri acil müdahale birimleri olarak kurduk. Bundan sonrası rehabilitasyon merkezlerinin açılmasıydı ama bu gerçekleştirilemedi. Şu an bizim ülkemizde sadece acil müdahale yapılıyor. Rehabilitasyon ise yok. Rehabilitasyon merkezleri şart. Hastaneler kâr amacı güden işletmeler oldu şu anda. Mesela bizim yataklı servisimizi kapattılar. Devlet, uyuşturucu ile mücadeleye bir işletmeci mantığı ile bakıyor. Bağımlılıkla ilgili yatırım uygulamak istemiyor; çünkü kâr getirmiyor. Hastanelere yük olarak görülüyor. Ameliyathane açmak istiyorlar çünkü kâr getiriyor. Biz, pek çok üniversiteye asistan yetiştiriyoruz. Buna rağmen eğitim faaliyetlerimizi sekteye uğrattılar. Hastalara bakamaz hâle geldik. Göz ardı edilme durumu var. Aynısını Ege Üniversitesi’ndeki EGEBAM (Ege Üniversitesi Çocuk ve Ergen Alkol Madde Bağımlılığı Araştırma ve Uygulama Merkezi) da yaşadı ve klinik kapandı. Sağlık Bakanlığı, eğitimli uzman personelimizi alıyor, kardiyolojiye veriyor. Peki, bunların eğitimleri ne işe yarıyor? Hiyerarşiyi aşamıyorsunuz.

-Geçen günlerde açıklanan Uyuşturucuyla Mücadele Eylem Planı ile ilgili umutlarınız var mı?

isletmeci-mantigiyla6

Birçok şey söyleniyor ama uygulamaya geçilemiyor. Çünkü ekipler çok sık değişiyor. Bir bilene danışalım bile denmiyor. Yasaklamakla olmaz. Gönüllülük esası olmalı. Devlet bu alanları teşvik etmeli, uzmanların önünü açmalı. Hastalara yazılan subokson ilaçları düzgün kullanılmıyor. Doktor, hastanın bu ilacı kullanıp kullanmadığını kontrol etmiyor. Hasta, aldığı subokson ilacını götürüp torbacıya satıyor, karşılığında uyuşturucu alıyor! Torbacı, isteyene eroin satıyor, isteyene subokson! Şu an her torbacıda doktorların yazdığı ilaçları bulabilirsiniz! Ben hastalarıma her hafta kullanacakları kadar ilaç veriyorum ve idrar tahliline bakarak bir sonraki hafta için ilaç veriyorum. Ama doktorlar buna genel olarak dikkat etmiyor.

-Denetimli Serbestlik Yasası, uyuşturucu kullanımını ne yönde etkiledi?

Ben Adalet Bakanlığı ile de ortak çalışmalar yaptım. Bunun böyle uygulanamayacağını anlattım. Yüzün üzerinde denetimli serbestliği olan hasta var. Bu demek oluyor ki yüz defa uyuşturucu kullanırken yakalanmış kişi. Bu, uyuşturucuyu legalleştirdi. Bunu hâkimlere de söyledim. 6-7 defa denetimli serbestlik alan onlarca hastam var. Bunun en fazla ikincisine göz yumulabilir. Buna uymazsa ceza yaptırımı uygulanmalı. Bu uygulanmayınca tedavi cazip gelmedi. Fiyasko ile sonuçlandı. Şimdi geçen haziranda yeni yasa çıktı. Bu yasayla birlikte neredeyse denetimli serbestlik yolu kapatıldı. Ya da öyle gözüküyor. Burada da bir ikilik var. Adli tıpçılar yasayı farklı yorumluyor, kanun yapıcılar farklı… Kanun yapıcılar, “Denetimli serbestlik artık bir kez uygulanacak ve 2 ila 5 yıl ceza verilecek.” diyor. İkincisi, her yere ihbar zorunluğu getirildi. Ben kliniğime gelen hastayı ihbar edeceğim, laboratuvardaki uzman ihbar edecek. Bu nasıl olacak? Bu yasa tedaviden kaçmaya yol açar. Meslektaşlarımız, “Ben hastamı ihbar etmem, bu bir sırdır.” diyor. İhbar etmezsem benim cezam normal vatandaşınkinden daha fazla olacak. Şimdi bizim uyarılarımızı göz önünde bulundurdular ve yasayı tekrar gözden geçirecekler.